İngiltere'den çıkan yüzlerce grubun çok azı isimlerini dünyaya duyurabildiler. Ama sadece isimlerini duyarmakla kalmadılar, hepsi türlerinde birer dönüm noktası, birer ekol oldular. Led Zeppelin, Deep Purple, Black Sabbath, Grand Funk Railroad, UFO, Jimi Hendrix, Thin Lizzy çok değişik kapılar açıp yeni yollar gösterdiler. Ama Judas Priest , hepsinin Metal Tanrısı olmayı başarmıştı..
Judas Priest ise 1970'de İngiltere, Birmingham'de gitarist K. K. Downing ve yakın arkadaşı basçı Ian Hill tarafından kuruldu. İlk konserlerini 1971'de Essington işçi grubunda veren grup, dört kişiden oluşuyordu. Kurucu Downing ve Hill'in yanısıra davulda John Ellis, vokalde Alan Atkins diğer elemanlardı. Judas Priest adı ise Atkins'in bir önceki grubunun adı idi. Atkins'in, Hill ve Dowing'e katılması ile bu isimde beraberinde getirmişti. Bu arada Ellis gruptan ayrıldı. Ve yerine alan Moore geçti. Grup konserlerine devam ediyordu ve 1971 sonunda Moore da gruptan ayrıldı, yerine Chris Campbell geldi. 1972 'nin büyük bir kısmını İngiltere'de İngiltere içinde yollarda geçiren gruptan 1973'te vokalist Atkins ve davulcu Campbell ayrıldı. İşte bu noktadan sonra grubun kaderi değişmeye başladı. Hiroshima adlı gruptan vokalist Rob Halford ve davulcu John Hinch, Judas Priest'e geçti. Sürdürdükleri İngiltere konserlerinde isimleri giderek yaygınlaştı ve tanındı. 1974'de ilk kez Almanya ve Hollanda'ya giden grup, eve dönüşte küçük bir İngiliz şirketi olan Gull Record ile anlaşma imzaladı. Eylül 1974'te gruba ikinci gitarist olarak Glenn Tipton katıldı ve albümleri Rocka Rolia'yı piyasaya çıkardı grup. Ama beklenen başarı gelmedi bu albümde. Grup istediği etkiyi yaratamamıştı. 1975'te Reading festivaline katıldılar ve önmeli bir başarı elde ettiler. Bu arada Hinch gruptan ayrıldı ve yerine Alan Moore gruba geri döndü. Sad Wings of Destiny albümünü çıkartan grup ise iyi eleştiriler aldı ancak grubun mali sıkıntısının sona ermesine pek bir etkisi de olmadı bu çalışmanın. Fakat bir süre sonra albüm grup için dünya çapında sesini duyurabilme olanağının kapılarını açarak CBS ile anlaşılmasını sağladı. Üçüncü albümleri Sin After Sin'in CBS'ten çıkaran grup ise istediği güç ve etkiyi yaratmayı başardı. Albümde davulcu olarak Moore'dan boşalan yerde Simon Philips vardı. Fakat turnede Philips'in yerine Les Binks geçti ve bu kadro ile ilk kez Amerika'ya giden Judas Priest turnenin ardından önce Stained Class, daha sonra da İngiltere listelerine girecek olan hitleri Take On The World'ü içeren Killing Machine albümlerini yaptı. Artık grup günden güne güçleniyor, yerini sağlamlaştırıyor ve daha sert bir çizgiye doğru kayıyordu. İki gitarlı yapısı, grubun benzeri İngiliz gruplarından ayrıldığı ve bu açıdan Judas Priest müziği yeni bir boyut getirmişti.
Bu arada grup1979'da Japonya turnesinde kaydedilen konser albümünün Unleashed In The East'i çıkardı. Aynı yıl Les Binks'in yerine Trapeze'in davulcusu Dave Holland geçti. Kiss ve AC/DC ile çıktıkları büyük turnelerin ardından İngiltere listelerine 3 numaradan giren British Stell albümünü çıkardılar. Bu albümde yer alan Breaking The Law ve Living After Midnight ise birer klasik haline geldi. 1980'de Monters of Rock'a katılmalarının ardından Point Of Entry albümünü yaptılar, İngiltere ve Amerika turnelerini kapalı gişe tamamladılar. Gruba efsanavi bir bir başarı getirecek olan albüm Screaming For Vengaence 1982'de piyasaya verildi. Amerika'da 6 ay süren turnenin ardından albüm yine Amerika'da bir de altın plak kazandı. 1984 yılında ise grubun kariyerindeki en sert çalışma Defenders of the Faith, grubun adını heavy metal dünyasına kazandı. Fakat bunun sonrasında çıkan Turbo albümü ticari bir hava içindeydi, sound daha yumuşaktı ve bekleyen ilgiyi görmedi. Bunun ardından Priest Live adlı double konser albümünün sonrasında yeniden eski günlerine dönen grup, bir kez daha ayrılık yaşadı, davulcu Dave Holland gruptan ayrıldı, yerine ise Scott Travis geçti. Holland ile yaptıkları son albüm Ram It Down, grubun gücünün yerinde olduğunu, sertliğinden birşey kaybetmediğini gösterirken, Travis ile yaptıkları Painkiller grubun tarihinde en sert albüm olmuştu. İlk albümleri Rocka Rolla'da ortaya koydukları pürüzsüz, yumuşak yapı giderek sertleşmiş ve son albüm Painkiller ile en sert yumruğunu indirmişti yirmi yıllık kariyerin sonuna. Bu albümden sonra Rob Halford ve Scott Travis gruptan ayrılarak Fright'ı kurdular. Geride kalan üç eleman Hill, Downing, Tipton ise yollarına devam edeceklerini açıklayarak teni bir solist ve davulcu arayışına girdiler.
Judas Priest faal olduğu bu yirmi yılı aşkın sürenin içinde dinleyici kitlesine hep mesajlar vermeyi amaçladı ve bunu da başardı büyük ölçüde. Solist Rob Halford'ın 8 silindirli Harley Davidson ile çıktığı konserlerde, tamamen inançlı bir kitleye, bazen simgelerle, bazen de doığrudan doğruya aile, din, devlet ve militarizm üzerine mesajlar iletiyordu grup. Haklarında sayısız dava açıldı. Defenders of the Faith albümünde yer alan Eat Me Alive adlı parçanın oral seks hakkında olduğu iddiası ile çıktıkları mahkemede Rob Halford "Biz hayatı anlatıyoruz. Oral seks de hayatın bir parçası. İnsanlara yalan söylemeyip, tozpembe hayallerden bahsetmiyoruz" diye çarpıcı şekilde iddiaları kabul ediyordu. Bir başka dava ise, iki gencin Sad Wings of Destinity'i dinleyerek intihar etmelerinden dolayı açılmıştı. Bu dava da grubun Ted Nugent ve Frank Zappa savunmuştu. Hristiyan Anneler Birliği gibi tutucu derneklerin davalar ile grubun sesi kesilmedi. Aksine, her Judas Priest klasik haline geldi ve konserlerin demirbaş parçası oldu.
Müziği ve sözleriyle başkaldırıyı tüm gücü ile temsil eden, dinleyicilerinin pasif olmamaları için devamlı ateşleyen ve eylem fikrinin pratiğe dökülmesini savunan Judas Priest, şu anda sessiz ama Heavy Meatl tarihinde Metal Godz olarak geçti.
Alıntıdır...












Logged

7/24 Online






